07 06 2007

YENİDEN

               Doludizgin bir koşudur tutturmuş, gidiyoruz. Nereye diyen, ne yaptığını bilen yok. Dün, kaleler bir bir düşmüştü. Bugün, yine aynı tuzağın kenarında mıyız, ne? Hem dün, hem bugün; görevliler ne âlemdeler?     Cumhuriyetimizin, edebî (!) saldırılar karşısındaki savunmasını kimler yapacak? Dünden bugüne, basılmış olan bütün eserleri, göz ucuyla bile olsa, inceleyecek bir kuruluşa ihtiyacımız yok mu?     Var, elbette!     Ne var ki, bu konuda devlet, görevini yapmıyor. Hatta, kendisine yönelik hareketlere bile, ağır duyan kulaklarını, daha da tıkıyor, boş veriyor. Böylece atı alan, Üsküdar’ı geçiyor.     Tutabilene aşk olsun!     Niçin mi, diyorsunuz?     Okumaya, incelemeye, değerlendirmeye önem vermiyoruz da, ondan derim.         BASAMAK OLMAK     14.8.1983     Hanidir, “Başakçılar”ı okuyorum. Bu, Söke çukurunda Samim Kocagöz’den sonra yetişen, geçtiğimiz yıl hayata veda eden O. Zeki Özturanlı’nın, Yeditepe Yayınları arasında çıkan -”Mühür”ü saymazsak- ilk kitabıdır. Konularını daha çok Söke çevresinden alan hikâyeci, “Sandık” adlı hikâyesinde, dün el üstünde tutulan, baş tacı edilen bahtiyar tiplerden birini, belki de kendini, -çünkü, kahramanı gibi o da Hukuk Mektebi’ni bitirmiştir.- anlatıyor. Kahramanımız H. Ragıp Çelikel, yazarın deyişiyle: “Yasadaki eski sözcükleri bilip öğrenmeden çıktı geldi, hukukçu oldu.” Sonra, kayın babasının yardımıyla, avukatlığa başladı. “Gelen hangi yana çökmüşse o da ondan yana yöneldi.” Politikaya soyundu, sandıktan çıktı. Meclise girdi. Hiziplerden birinin içine daldı. Hukukçu olmasına rağmen, mecliste, “… yasalar üstüne konuşmak için hiç söz almadı. Toplantılarda hi... Devamı