03 04 2008

BILDIRKİ İLE BİR RÖPORTAJ: "GÖNÜLLÜ ESARETE SOYUNMAK"

     OYHAN HASAN BILDIRKİ: “Edebiyatla uğraşmak, gönüllü esarete soyunmak demektir bir bakıma.”          YILMAZ: Ömrünüzü edebiyata vermiş birisi olarak, edebiyatın sizin hayatınıza ne gibi katkıları oldu?      BILDIRKİ: Ömrümü edebiyata verdiğim doğru. İlk yazılarımı ilkokul 4. sınıftayken yazmaya başladığımı hatırlıyorum. Bu yazılarda halk hikâyelerimizi örnek almış, onlara benzer hikâyeler yazmıştım. O gün bu gündür, hâlâ yazıyorum. Yazmak, kişiliğimin bir parçası. Yazmadığım zamanlar huzursuz oluyorum.      Edebiyattan katkı beklemek, benim işim değil. Bunu maddî katkı anlamında söyledim. Edebiyat aslında sizden bir şeyler alıp götürüyor. Ama edebiyatla uğraşmak, bir yerde zamana tuttuğum aynaya bakmak oldu benim için. Dünyaya farklı bir pencereden bakmaya başladım. Gökkuşağının renkliliğini gördüm. Yıldızları kıskanan güneşin her gün doğmaktan bıkmadığını izledim. Yazmanın, yaşamak demek olduğunu öğrendim.      Edebiyat, beni insanlaştırdı.      Birçok dostlarım var. Dünyanın birçok ülkesinden dostlarım var. Onlarla selamlaşmak bile güzel. Mevlâna’nın dediği gibi, “Hamdım, piştim, yandım!”           YILMAZ: Taşrada edebiyatla uğraşmanın zorlukları nelerdir? Edebiyatın nabzını tutan büyük kentlerde olmak bir yazarın işini daha mı kolaylaştırıyor?      BILDIRKİ: Edebiyatla uğraşmak, gönüllü esarete soyunmak demektir bir bakıma. Sizin edebiyatçı olmayanlar gibi zamanınız bol değildir. Yazmadığınız zaman düşünürsünüz. Yazdığınız zamanlarda da güzelim anlarınızı bazılarına göre “boşuna” harcarsınız. Hele taşradaysanız, akıntıya kürek çeken kayıkçının durumuna düşersiniz. Dostlarınız ya da komşularınız sizin edebiyatla uğraştığınızı bilirler ama size yine de “bizim oğlan” diye bakmaya devam ederler. Edebiyat konu... Devamı