Geçen yıl bu ay, bu mevsimde "Gümrük Birliği"ne; "zil" ve "def" sesleri arasında girmiştik. Bazılarımız bayram etmiş, bazılarımız da "vatan sevgilerinin samimiyetinden olacak" isyanlara koşmuştu. Tarafların hepsi de, "kendi açıları"ndan haklıydılar. Birinciler belki geleceği "kapılanmak"ta, ikinciler de "ayağa kalkmak"ta görüyorlardı.
Olan oldu. Dere geçilirken at değiştirilmedi. Herkes, kendi sözlerinin uzandığı ufuklara tırmandı. "Kartlar açılınca", aynı noktada buluşuldu.
Fakat, o gün bu gündür düşünürüm: Şimdi artık; "Avrupalıyız mı?" Dikkat buyurun; "Avrupalı mıyız?" demiyorum. Bana göre benim milletim, Avrupalıyı kare kare her alanda geçer. Yaşamaktan maksat "mutluluğu yakalamaksa", birbirlerini ödünç bile olsa kaşımıyan Avrupalı, dostluğun, yardımlaşmanın, sevgileri paylaşmanın, fedakârlık yapabilmenin "hangi noktası"ndadır? Bu noktada bizim gerimizde "nal toplayacak kadar bir mesafede" durmaktadırlar, değil mi?
İşte bu yüzden tekrara yatıyorum: "Avrupalıyız mı?"
Gördüğüm kadarıyla, "değiliz". Avrupalı dün olduğu gibi, bu gün de bizi dışlamanın hesabında. Bunu doğrudan yapmasa bile, her devirde kolayca bulduğu "maşası" aracılığıyla, ekmeğimize kan doğramaya çalışıyor. Şimdiye kadar Avrupa'da hangi toplulukta yer aldıysak, sonuçta "kaybımızdan başka kazancımız" olmamıştır. Bunda politikacılarımızın basiretsizliği değil, Avrupalının niyeti son derece ağırlıklı rol oynar. "Türkiye bizden toprak talep etmezse" diyen ses, o kafanın aynasıdır. Bizimle ilgili olarak "korkunç hayâller" üretmişler, ürettiklerinin korkusuna tutulmuşlardır. Bu sebepten bizi sevmezler.
Yalnız, biz; onlara "bayılırız". Avrupalılardan birinin eline "su dökebilmek için", birbirimizle yarışırız. Bu yarışta, karşımızdakini küstürdüğümüz olmuştur. Ama Avrupalıyı, asla!
Şayet biz de Avrupalı olsaydık, gümrük birliği sayesinde bir yıllık olmanın verdiği kıdemin faydalarını toplamaya başlardık. Hatırlarsanız; şu kadar yardım, bu kadar destek dendi.
Ama biz, zil ve def sesleri arasında girdiğimiz Avrupa bütçesinden, "Avrupalı olmanın verdiği avantajla" bile olsa, zırnık yardım, zırnık destek almış değiliz. Fakat bazı saf dil işadamlarımız, okuması yazması olanlarımız, acemi politikacılarımız bu konuda tatlı rüyâlara yatmadılar, değil. Ya geleni onlar "kürekledi"ler, ya da rüyâları fos çıktı.
Kerameti kendinden menkûl gümrük birliği, nedense bizi Avrupalı yapamadı. Biz de göğsümüzü gere gere; "Avrupalı mıyız?" diyemedik. Çiçek çiçek açılan endişelerimizi dağıtmak, yüreğimizi soğutmak, biraz da "nimetlenmek" için olsa gerek: "Avrupalıyız mı?" sorusunu sorabilme cesaretindeyiz.
Ne çabuk unuttuk bilmem? "Zebunkeş Avrupalı", bizi sömürmekte öteden beri var. Osmanlıyı küçülten, giderek haritadan silen sebep, işte buydu. Sebebin mimarı da "Avrupalı".
"Umutlarımızı rafa kaldırmalıyız." Avrupalı muhabbetten değil, zordan anlar. Ege'nin öte yüzündeki komşumuz gibi yaparsak, "nimet bölüşümü"nden faydalanabiliriz. Fakat asla, "Avrupalı" olamayız. Yıllarca donuk bir soruda çengellenir umutlarımız: "Sahiden biz, şimdi Avrupalıyız mı?"
2 Mart 1996
Oyhan Hasan BILDIRKİ