Oyhan Hasan BILDIRKİ'den çeşitli edebi yazılar, eleştiri, deneme, makale örnekleri ve seçilmiş şiirler
GÖKÇE | |||||
KUBBE-İ HADRA * Oyhan Hasan BILDIRKİ
Kubbe-i Hadra (Arif Nihat Asya, 1975) "Edebiyatımızda "bayrak" şairi olarak tanınan Arif Nihat ASYA, Kubbe-i Hadra'sı ile değişik bir şiir vadisinde görülüyor. Asya, bu eseriyle Mevlânâ'dan esintiler veriyor şiir dünyamıza. Bu kitaptaki şiirlerde onun mistik, rindane ve mevlevi tarafını görüyoruz. Türk insanının dertlerini, şanlı geçmişimizi, bağrı yanık Anadolu'muzu mısra mısra, diğer kitaplarında şiirleştiren Arif Nihat Asya, Kubbe-i Hadra ile mana âlemine dalıyor. Bu şiirlerde o nüktedan, destanımsı ses yok artık. Her şeyde Leyla'yı (Tanrı) görmek, masiva kaydından kurtulmak, giydiği elbiseyi bile kimsesizlere vermek isteyen şair, sanki Mevlânâ'nın ağzından konuşur gibidir. Bir kıtasında bunu, kendisi şöyle anlatır: Ne şiir söyledimse hepsi onun: Eserim varidat-ı Mevlânâ Ve hayatım hayat-ı Mevlânâ. Kubbe-i Hadra, Konya'dadır. Kubbe-i Hadra, Mevlânâ Celâlettin-i Rumî'nin yattığı türbedir. Türbenin yeşil kubbeli olması, Kubbe-i Hadra adıyla anılmasına vesile olmuştur. Ey Kubbe-i Hadra, Hızır'ın doğduğu dergâh Ey Kubbe-i Hadra yeşilin mehd-i zuhûru. O'na göre; burası Hızır'ın doğduğu dergâhtır. Yeşil renk bile, Kubbe-i Hadra ile anlam kazanmış, daha doğrusu yeşil renge Kubbe-i Hadra, beşik olmuştur. Yeşilin doğduğu yer, Kubbe-i Hadra'dır. Yeşil, umut demektir. Kubbe-i Hadra ise bir umut kapısı, bir umut dergâhıdır. Lâkin, bir vakit olmuş, bu umut kapısı kilitlenmiş, umut alevlerini dört bir yana sarıp, yolcuların (dervişlerin) gönlüne ulaşamamıştır. Şair bu durumdan şöyle yakınmaktadır: Görsün ibret, kilid altında kalan bir uluyu.. Ki duâlarla dilekler ve adaklar sonsun: Hangi tarih kapamıştır bu mübarek kapuyu? Mesnevî'yi yeniden yazar gibi görünen şair, Türk şiirine yeni bir tem getiriyor: Ona göre ölüm ve hasret, hurafeden başka bir şey değildir. Tasavvufçulara göre; Yaradan ve yaratılan, aynı şeydir. Buna vücud-ı mutlak denir. Şaire göre, ölüm ve hasret yoktur. Yaradan ve yaratılan, aynı şeyde birlikte bulunurlar. Bu kâh çiçek olur, kâh böcek olur, kâh sükût olur, Kubbe-i Hadra'da gönlünü doldurur. Bu şiirlerde sonsuzluk âlemine duyulan arzu, Tanrı'ya ulaşma isteğinin yanında yer yer, fikir yüklü beyitlere rastlıyoruz: Ney sesleriyle beslenebilseydi serçeler Onlar da bir baharın olurlardı bülbülü. Bu beyitte; aynı kaynaktan yararlansaydı bütün kişiler, hepsi aynı güzellikte olur, aynı eğitim, onları ham iken olgunlaştırırdı dercesine bir anlayış hakimdir. Biraz da, masiva kaydından kurtulamayan insanın davranışını haklı gösterme çabası vardır. Asya, kötülük ve tuzaklarla dolu olan bu dünyayı sevmez. Onu reddeder: Sim u zeheb hazinesi dünyayı reddedip Musa misali, ey avucum, narı okşamak. (Altın ve gümüş hazinesi olan bu dünyayı istemeyip, ben de Musa gibi, avcumla ateşi okşamak isterim.) Kitaptaki şiirlerini genellikle beyitler üstüne kuran şair, bütün şiirlerinde aruz veznini ustaca kullanmıştır. Şiirlerinin birçoğu "matla beyti" olmayan gazel kafiyelenişindedir. Yer yer gazeller, rubai ve dörtlükler, üçlüklerle kurulmuş şiirleri de var. Kubbe-i Hadra ile şair, bizi mana âlemine çekmektedir. O'nu söyleten, Mevlânâ'dır. Ahmet Kabaklı'ya göre de, şair; "Kubbe-i Hadra merhalesinde Mevlânâ'nın ruhu ile tanışan Arif Nihat Asya'nın biraz daha derinlik ve sonsuzluk özleyişine geçtiği görülüyor. Yurdun insanına, diline, Kur'an'ına, nakışına, kilimine, mimari eserlerine yeni bir Yahya Kemal'in bakışıyla eğiliyor." (bk. A. Kabaklı, Türk Edebiyatı III. Cilt, s. 234)" (1) Oyhan Hasan BILDIRKİ (1) BILDIRKİ Oyhan Hasan, BEŞPARMAK A.K.S.D. Arif Nihat Asya Özel Bölümü, Sayı:17 s.9 / Ocak 1991
{ } { SAYFADAN 1 SAYFAYA 5 } { DAHA ÖNCEKİLER } |
|
||||